Kıl Keçisi | Halep Keçisi

Kıl Keçisi

 

Kıl Keçisi Türkiye’de en yaygın olarak yetiştirilen  keçi ırkıdır.Türkiye'deki mevcut keçi sayısının % 80 den fazlasını kıl keçisi oluşturur. Halk arasında kara keçi olarak da bilinir. Dağlık ve tepelik yerlerde yetiştiriciliği yaygındır. Kılkeçi, sıcak ve soğuka toleranslı yağsız ve yüksek aromalı et veren, makiliklerden iyi yararlanabilen, hastalıklara mukavim, dayanıklı, uzak mesafelere iyi yürüyebilen süt ve et verimi yeterli, yüksek kalitede deri veren iri vücut yapılı bir keçi ırkıdır. Anadolu’nun iklim, çevre ve yetiştirme koşullarına dayanıklı iyi adapte olmuştur.

 Kıl keçilerinin vücut rengi genellikle siyahtır. Ancak gri tonları ile kahverengi ve alaca renklerde rastlanır. Hem keçiler hem de tekeler büyük çoğunlukla boynuzludur. Kıl keçilerinin her iki cinsiyetinde de sakal vardır. Kulaklar genellikle uzundur ancak, daha kısa kulaklı olanlar da vardır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Verim ÖzellikleriKıl keçiler kombine verimli yetersiz bakım ve besleme ile her türlü iklim koşullarına çok iyi uyabilen dayanıklı bir ırktır. Döl verimi çok yüksek değildir bir doğumda genellikle bir oğlak elde edilir. Laktasyon süreleri 180-235 gün ve laktasyon süt verimleri 100-130 kg arasındadır. Sütteki yağ oranı %5-5.5 arasındadır. Keçilerde canlı ağırlık 45-65 kg, teklerde 60-90 kg’dır. Kıl verimi teklerde 1-2 kg, keçilerde 0.5-1 kg arasındadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sütteki yağ oranı bakımından ve süt kalitesi yönünden mükembeldir.Türkiye'de keçi ırkları arasında süt yağ oranı bakımından 1.sıradadır.Sütü bebek maması imalatcısı firmalar ve mandıracılar tarafından tercih edilmektedir.İyi bakım besleme şartlarında Kıl Keçileri çok daha yüksek süt ve et verimlerine ulaşabilmektedir.Bu güne kadar seleksiyon ve kendi arasında ıslah çalışması yapılmaması Türk Bilim Adamları olarak bizim büyük eksikliğimizdir.

 

 

Kıl Keçileri kötü bakım besleme şartlarında ve zor tabiat koşullarında hayatta kalma yetenekleri mükembeldir.Kara Keçi hiç ilave yem vermeden dahi et ve süt verimini devam ettirebilen dünyadaki yegane keçi ırkıdır.Kıl Keçisinin makilik alanlarda çalı ve otlarla beslendiği göz önüne alınırsa,kıl keçisinin eti ve sütü tamamen organiktir.Organik hayvansal üretim yapmak isteyenlerin kıl keçisi yetiştiriçiliğine yönelmeleri doğru bir seçim olaçaktır.

Kıl Keçilerinin kötü bakım besleme şartlarında,saanen Keçi yetiştiriçiliği yapılsa herhalde hayatta bir  tek saanen keçisi kalmayaçaktır.Aslında en az masrafla en çok verime ulaşılan keçi yetiştiriçiliği kıl keçi yetiştiriçiliğidir.Masrafsız karlı bir keçi yetiştiriçiliği yapmak isteyenler kıl keçisi yetiştiriçiliğine yönelmeleri gerekmektedir.Kıl Keçisi etinin,kolestrol oranı düşük yağsız lezzetli bir ete sahiptir.

Kıl keçilerini,Honamlı Keçisi,Etçi Boer Keçisi,Sütcü Saanen Keçileri,Halep Keçileri,Kilis Keçisi ve Kaşmir Keçileriyle melezlenerek verimlerini yükseltmek mümkündür.Ama en önemlisi saf olarak Kıl Keçisi Yetiştiriçiliğinin yapılmasıdır.Şuan Kıl Keçisi de Tiftik Keçisi gibi nesli tükenme tehditi altına girmiştir.Derhal Orman Bakanlığının Kıl Keçisi politikası gözden geçirilmelidir.

 

Kıl keçisi(kara keçi),honamlı  keçisini yok pahasına satma.Orman Bakanlığı ve bağlı kuruluşlar Kıl Keçisi ormanı yok ediyor diye yörüklere ormanı yasaklamaktadır.İdddaları bilimsel temelden yoksun,gerceklerle uzaktan yakından alakası yoktur.

 

30 metrelik devasa ağaçları keçimi yedi,yoksa sizmi topluca kesip orman sahasını dozerlerle sürüp,tüm biyolojik çeşitliliği yok mu ettiniz ? meyilli arazilerde tüm topraklar erezyonla akıp gitti denizlere,göllere.

Ormanın bahcıvanı keçiyi suçladınız

Ormanın yangıncısı kara keçiyi suçlu ilan ettiniz

Ormanın fidancısı kıl keçisine demediğinizi bırakmadınız.

 

  Her şeyi organik olan fakir besleyen kara keçinin soyunu kesmek mi hedefimiz.

 Torosları bekleyen yiğit yörüklerin bölüçü teröristleri yıllardır Toroslara bastırmadıklarını niçin düşünmezsiniz

.

 Makilik çalılıklarla beslenen kıl keçisinden elinizi çekiniz.Köyden kente göçü teşvik etmeyiniz.garibanların elinden ekmeğini almayınız.

 Madem bu hayvan zararlı niçin yüce yaratıcı yarattı tarihin derinliğinden beri bu dağlar ve bu keçi birlikte barış içinde bu güne kadar geldi,ormanlar yok olmadı da bu gün mü yok oldu.

 

 Ormandan kaçak kesim yapanların,orman hırsızlarının,tarla açanların,ormanı talan eden arazi mafyasının,ormanı küle çeviren yangınların faturasını kıl keçisi ve yörüklere niçin çıkarılır anlamış değiliz.Çobanlar eğitin,kazançlarını artırın,elinden baltasını,keskisini alın ama keçisini değil.

 Niçin keçi yetiştiriçisine yem bitkisi tohumlarını ve ot balyalarını üçretsiz vermezsiniz.

 Kıl keçisi-kara keçinin rengiyle uğraşırsınız.Saanen Keçisi ormanı yok etmez,Kıl Keçisi orman düşmanıdır,safsatasının arkasına sığınırsınız.Keçi ormanı yok etmez insan yok eder.Geçmiş medeniyetlerin yok ettiğ ormanların,Timurun yaktığı ormanların faturasını bile Kıl keçisine kesiyorsunuz.Ağaç yetişme imkanı olmayan yüksek rakımlı bozkırların hesabını dahi,kara keçiden sorarsınız.Tarih boyunca ısınmak için,tarla açmak için ve madencilik için kesilen ağaçların suçlusu olarak,Kıl Keçisini hedef gösterirsiniz.

Sakın ha Kıl keçilerinizi satmayın birlik olun.tarlanıza yem bitkisi ekin, ki rahat edesiniz. ayrıntılar için torunoglutohum.com. ziyaret ediniz.

 

  

Milli Keçi Irkımız Kıl Keçisi kendi ana vatanında itilip kakılmakta adeta Ülkemizde istenmiyen hayvan ilan edilmiştir.Ormanı kıl keçisi değil,insan yok ederken,fatura zavallı kara keçiye kesilmiştir.Bu hayali suçlamaya Türk Milletinin inanması istenmektedir.Halbuki makilik alanlarda çalı ve ottan başka şey yemiyen kıl keçisi,nasıl oluyorda 30 metrelik devasa ağaçları devirip yiyor diye kimse sormamaktadır.Dünyada kendi hayvan ırkına bu kadar hor hakir davranan bir millet bizden başka yoktur herhalde.Tabiatta ekolojik denge için olmazsa olmaz olan Kıl Keçisi kendisine sahip çıkaçak bilim adamları aramaktadır.Orman Bakanlığını yanlış Kıl Keçisi politikasını gözden geçirmeye davet ediyoruz.

 

Veteriner Hekim Cengiz Torun

 

 

ÇANAKKALE- Mehmet Bayer- Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi`nde (ÇOMÜ) yapılan bir araştırmada, keçilerin en çok otu sevdiği belirlendi.

ÇOMÜ Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Araştırma Görevlisi Dr. Cemil Tölü, TÜBİTAK tarafından desteklenen projesinde, keçilerin beslenmek için nereleri tercih ettiğini araştırdı.

Dr. Tölü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, proje kapsamında, Gökçeada, Malta(Maltız) ve Türk Saanen keçilerini buğday merası ile fundalıktan oluşan bir merada otlatıp, gözlemlediğini söyledi.

Keçinin ``orman düşmanı`` ilan edilmesiyle, 1970`li yılların başından bu yana keçiciliğe karşı sistemli bir bitirme kampanyası sürdürüldüğünü savunan Tölü, ``Halbuki yine öteden bu yana keçiyi ve keçiciliği iyi tanıyan çevreler, keçinin orman zararlısı olmadığını, insan faaliyetlerinin ormana zarar verdiğini dillendirmişlerdir`` dedi.

Dr. Cemil Tölü, otlama davranışı gözlemleri sonucunda tüm keçilerin tercihlerinin öncelikle buğday merası olduğunun anlaşıldığını ifade ederek, ``Buğday meraları yararlanılamayacak derecede kuruduğunda ise bu hayvanlar beslenmek amacıyla, birçok çiftlik hayvanı türü tarafından etkin olarak kullanılamayan fundalıklara yöneliyor ve buralardan son derece iyi bir biçimde yararlanıyor`` diye konuştu.

 

PROJEYLE YARGILARIN GEÇERSİZ OLDUĞU KANITLANDI

Projeye konu olan keçi ırklarının farklı otlama davranışları sergilediklerini ve ``ormana zarar vermeyen keçi`` olarak lanse edilen Saanen keçisinin diğer keçi ırklarına göre daha fazla fundalıklara yöneldiğini belirlendiğini anlatan Tölü, ``Bu durum gayet normaldir. Saanen keçisinin cüssesi daha büyük ve süt verimi de yüksektir. Dolayısıyla daha fazla besin maddesine ihtiyacı vardır. Eğer siz bu hayvanın gereksinimlerini karşılamazsanız, bu hayvan yiyebileceği her şeye ulaşmaya çalışır`` diye konuştu.

 Tölü, projenin toplumda söylenen ``keçi her otu bırakır, çalıya ya da ağaca koşar`` yargısını geçersiz olduğunu kanıtladığını bildirdi.

Basından alıntıdır.


 Yörükler Keçilerinden Vazgeçmiyor

 Toroslar`da yaşayan Yörükler Çevre ve Orman Bakanlığı`nın 2012 yılına kadar kademeli kıl keçisi indirimine karşı çıkıyor. Yörükler, Bakan Veysel Eroğlu`nun bu kararından vazgeçmesi için imza kampanyası başlattı. 

Toros Yörükleri Kültür ve Diyalog Derneği(TOYÖKÜD) Başkanı avukat Mücahit Gündoğdu, bakanlığıın 2 yıl önceki uygulamaya koyduğu `Ormanlık ve Kırsal Alanda Keçi Yetiştiriciliğini Azaltma Projesi`ni yanlış bulduklarını belirtti. Toroslar`da kıl keçisinin doğanın bir dengesi olduğunu ve bu bitirildiği takdirde ekolojik dengede bozulma olacağını savunan Mücahit Gündoğdu, `Kıl keçisinin ormanlık alanlara zarar verdiği` görüşünü gerçekçi bulmadıklarını kaydetti. Toroslar`da makilik alanlarda küçük çalıların yıllık tımarını kıl keçilerinin yaptığına dikkat çeken Gündoğdu, ekosistem zincirinin bozulması halinde milyar dolarla harcayarak çevre sorunlarına çözüm aranacağını dikkat çekti. Gündoğdu, `Bakanlığın, 2012 yılına kadar 6 milyon 200 bin kıl keçisini 2 milyona indirme projesini yanlış buluyoruz. Kıl keçileri ormanlık alanların zarar vericisi değil, koruyucusu. Yetiştiricilikte tavsiye edilen Saanen keçisi Toroslar`a uygun bir keçi türü değil. Saanem keçisinin anavatanı İsviçre Alp dağları etekleri. Ayrıca, Toroslar`da kıl keçisi yetiştiriciliği bin yıllık göçebe Yörük kültürünü temsil ediyor. Asırlarca dağlarda ve yayla otlaklarında göçebe yaşayan insanları sizi gelin şehre hapsedelim demek yanlış bir düşünce. Sayın Bakanımız Eroğlu`ndan bu kararını yeniden gözden geçirmesini istirham ediyoruz.` diye konuştu.

 İmza kampanyalarının 31 Aralık`a kadar süreceğini belirten Gündoğdu, 40 gün sonra toplanan imzaların başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmak üzere TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu ile diğer siyasi parti liderleri ile Antalya, Mersin, Adana, Kahramanmaraş milletvekillerine göndereceklerini belirtti. Gündoğdu, Antalya bölgesinde 2 yıl içinde 122 ailenin kıl keçisini azaltmak zorunda kaldığını ifade etti.

 Kıl keçisi yetiştiricisi Mehmet Keskin, 2 yıl içinde 550 keçiden 70`e düşürmek zorunda kaldığını ifade etti

 Basından alıntıdır.

 

Türklerin ve Keçilerin Özgürlük Yürüyüşü

Çenenin altında bağlanmış Anadolu tarzı başörtüsünü onlarda gördüm. En küçük kız çocuklarının bile başı örtülüydü. Lakin Aydıncık'ın bir bu tepesine bir öbür tepesine kurdukları çadırlara bizi günün ve gecenin her saati misafir ediyorlardı.

Genç kızlar, gelinler veya obanın en büyük hanımı, bize mangal ateşi üzerinde çay, sac üzerinde ekmek, onun içinde keçi peyniri sunuyordu. Bizimle gülüyor, eğleniyorlardı. Hatta öğrendik ki, aramızda bir kadın misafir olmasaydı, obanın en yaşlısı, en açık saçık öykülerle bize hayatı anlatacaktı.

Sarıkeçililerin arasında bir hafta sonu geçirdim. Son yürüyüşçülerimizi görmek istedim. Onların, develerini ve keçilerini vahşi çığlıklarla çağırmasına, sürülerini derlemesine tanık oldum. Bu yıl ikincisini düzenledikleri Sarıkeçililer Festivali'nde küçük de bir konuşma yaptım.

Aydıncık sahilinde kurdukları kıl çadırlara gelen misafirlerini ağırlıyorlardı. Ama küçük ağaçlara, çadır direklerine astıkları kartonların üzerinde yakınmaları vardı. İsimlerini belki yürüdükleri için almışlardı; Yörük'tüler, yürüyen son Yörük, ama artık yürümeleri istenmiyordu. Karaman Tarım Müdürü, imzalı mühürlü bir yazı göndermiş ki hangi çadırın hangi adresine orasını bilmiyorum, bu yazıda Karaman'a gelmeyin deniyordu.


Aşağılanan keçi
Ben konuşmamda dedim ki, ''size yürüyün ya da yürümeyin kimse diyemez. İstanbul'dan gelen ben de diyemem. Ama eğer yürürseniz, sevinirim. Çünkü sizin yürümenizi istemeyen güç, dünyanın doğasını yok eden güçtür. Siz eğer yürüyemezseniz, dünya bir umudunu daha yitirecektir. Hatta Türkiye için bu yitim daha büyük olacaktır.''

Sonra obalarda Sarıkeçililerle konuştum. Keçilerinin ve kendilerinin aşağılandığından söz ediyorlardı. Yine de, Türk bayraklı bir başörtü takan Yörük derneğinin başkanı Pervin Çoban Savran başta olmak üzere, hepsi de barışçı insanlardı. Öfkeleri yoktu. Ülke, bayrak sözcüklerinin yanına, özgürlük sözcüğünü de koyuyorlardı o kadar. Özgürce yaşamak istiyoruz! Bütün istedikleri buydu. Yerleşik olmaya gönülsüz de olsa razıydılar ama kendi istekleriyle ve arzuladıkları şekilde olursa. Develerinden ve keçilerinden kopmadan bunu başarmak istiyorlardı.

Doğası yok edilen dünyanın ve Türkiye'nin dağlarında bir mucizeydiler aslında. Ama bu mucizeyi yazık ki anlamayan idareciler var. Bu mucizeyi korumak, onları yaşatmak boynumuzun borcu olmalı, böyle hissetmeli. Sonra da Türkiye'nin gençlerini, doğasını unutmuşları, dünyayı, onların bu yürüyüşünü, henüz iki yıldır yaptıklarını şenliklerini görmeye çağırmalı. Daha geçen ay, Tar Çölü'ndeki festivale, oradaki halkın geleneksel yaşantısını görmek için gitmiştim. Benim gibi binlerce yabancı gezgin, ABD'den, dünyanın başka yerlerinden Hindistan'ın bu uzak köşesine gelmişti.


Uygarlığa davet
Yitirdikleri bir duyguyu, özgürlük duygusunu, doğayla bir arada yaşama duygusunu doğrudan hissetmek için gelmişlerdi. Bizim aşağıladığımız develere binmeye çalışıyorlardı.

Biz ise kendi özümüzü, ortak bilinçaltımızı, kendi masalımızın canlılarını öldürüyoruz. Onlar yürümeseydi biz olmazdık. Doğanın son yürüyüşçüleri de yok olduğunda biz olacak mıyız sanki?

Bu sorunun cevabını Pervin Çoban Savran vermişti, bu sütunların kenarında bulacaksınız. Bir de Yörükler yok edilmek istenen keçilerini nasıl anlatıyor onu okuyalım yandaki sütunlarda ve Sarıkeçilileri, yok edici uygarlığımıza ondan sonra davet edelim. Sarıkeçililerin bu ayın son haftasında başlayacakları yürüyüş durdurulacak mı durdurulmayacak mı? Bu sorunun yanıtı, Türkiye'nin kendi öz kültürüne ve doğasına sahip çıkıp çıkmayacağının da yanıtı olacaktır.


Keçiye methiye
Keçi biterse, Yörük kadınının, çula, kilime, heybeye, golana nakşettiği desenleri, aktardığı hayalleri de yok olur. Yörük kadını, sevincini, üzüntüsünü, hayallerini anlatamaz. El sanatlarımız kaybolur.

Keçi biterse, sırrına erilmemiş hastalıklar ortaya çıkar. İnsanlar farkında olmasalar da, Keçinin yediği otlardan şifa bulurlar. İnsanların, kimyaotundan hastalıkları gider. Adem, ya da, oğulotundan ömrü uzar; kekik otlarından, gribe, soğuk algınlığına karşı dirençli olur; yediği çalı yapraklarıyla daha sağlam olur. Eğer keçi biterse hastalık türleri daha da çoğalır.

Yaylalarda ve ormanlarda yaşayanlar, mantarların ve otların zehirlisini, zehirsizini, şifalısını, keçinin yediği otlara bakarak belirler ve pişirip yerler. Keçi yok olursa zehirlenmeler artar, şifalı otlardan faydalanma azalır. Astımdan, alerjiden, öksürükten, egzamadan, kansere kadar pek çok hastalığın tedavisi zorlaşır.

Keçi biterse, damak tadı kaybolur. Keçi sütünün ve keçi sütünden yapılan dondurmanın, çökeleğin, peynirin, keçi etinin kaybolması, damak tadının kaybolması demektir. Yurt dışından ithal edilirse, hem dışa bağımlı oluruz, hem de insanın beslenmesiyle yaşadığı yer farklı olduğundan, geleneksel tat alınmaz, hem insanın kimyası bozulur, hem de ülkemiz döviz kaybeder.

Ağaç ve meyve yetiştirenler, ağaçların yaprakları daha gür, gövdeleri daha büyük olsun, daha çok meyve versin diye keçi sarması dökerler. Bu sarma, suni gübre gibi tarlaya zarar vermez. Hatta, bazı köylüler, sarmasından yararlanmak için, keçiyi kendi tarlasında, bahçesinde yatırması için çobana para verir. Bütün bunları bilmeyen Orman Bakanlığı'nın, kuru bakliyatın, sebzenin, meyvenin yetişmesine de zararı olur. Keçiyle birlikte gübresi de ortadan kalkar. Sadece meyve bahçeleri değil, dağdaki ormanların ağaçları da gübrelenemediğinden hızlı büyüyemez, bitki örtüsü etkilenir.

 

Pervin Çoban Sarvan'nın açılış konuşmasından
Türkiye'de 2 milyon kişi olduğumuzu söyleyen var. 3 milyon kişi olduğumuzu söyleyen var. Ama biz şu anda burada gördüğünüz kadar kişiyiz... Şurada gördüğünüz insanların sayısı, Devletimizin golf sahası açma izni verdiği kişilerden fazla. Bütün ormanlarımızı yok etsinler diye maden arama izni verilenlerden de fazlayız. Onların parası da bizden fazla diyebilirsiniz. Evet, biz gücü parayla ölçülebilen bir çıkar grubu değiliz. Tarih, parasıyla, yetkileriyle büyük güçlere sahip çok kişiler gördü. Çoğunu unuttu. Ama biz bu ülkeyi Türkiye yapanlar, dilimizle kültürümüzle, töremizle, inançlarımızla ve yanımızda taşıdığımız; atlarımız, develerimiz ve davarlarımızla hep buralardaydık. Yine buralardayız...

Bu sahiller, yaylalar bizim yurdumuz, evimiz, barınağımız. Bu topraklara Türkün ayağı değdiği günden beri buralarda yaşıyoruz. Bu topraklar üzerine kurulmuş bütün beylikleri, devletleri bizler doyurup donattık. Bu topraklar üstünde en son kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ni kanlarıyla yoğuranların arasında bizler de vardık. Bizler, ne dünyanın, doğanın ve tarihin akışına karşı durmak istiyoruz; ne de kültürel, folklorik değer ve birikimlerimizden vazgeçmek istiyoruz...

 

Uyum sağlamak

Çocuklarımızın, eğitimi, gençlerimizin iş sahibi olmaları sağlanmadan, bizlere gösterilecek tarlalarda, toprak tarımı öğrenip, uyum sağlayacağımız zamana kadar yerleşik hayata geçmeyi istemiyoruz. Bize esir muamelesi yapılıp, toplama kampı benzeri yerlerde ikamete zorlayacaklarsa, bunun benzerini daha önce yaşadık ve tecrübeliyiz. İlk fırsatta yeniden davarcılığa ve göçebeliğe dönmemiz kaçınılmaz olacaktır.

Ülkemizi yönetenler, parası ve hatırlı makamlarda dayısı olana tanıdığı vatandaşlık haklarının birazını da bize tanıyıp, gönüllülük esasına göre yerleşmemize yardımcı olmanın yollarını aramalıdır.

...Kendimizi bir saldırı altında hissediyoruz. Savunma ihtiyacımızın isyana dönüşmesini biz de istemiyoruz. Biz bu ülkenin bu devletin asli kurucu unsurlarıyız. Devletle karşı karşıya gelmeyeceğiz. Ama devletimizi yönetenlerin, bizim insan olduğumuzu hatırlamalarını istiyoruz.

Anadolu'yu Türk yapan Yörüklerin, aktif göçebe hayatı sürmekte olan son temsilcileri olarak, tarihin yüzünde, gülümseyişimiz bir yontu gibi bezenmiş olarak kalsın istiyoruz.


Özcan Yüksek / Referans Gazetesi,  Alıntıdır.

YÖRÜKLERE DOKUNMAYIN
2009-02-13 18:32:04


Yörüklere dokunmayın!

Son zamanlarda sessiz sedasız bir operasyon sürdürülüyor! Yörüklerin ormanlara girmesi yasaklanıyor! Yörükler üzerinde araştırmaları ile tanınan Ramazan Kıvrak,  “Ormanı yakana, tarla açana, orman içinde villa yapana göz yumulur veya bir yolu bulunup tapu verilirken, ormanı yaşatan Yörüklere ceza veriliyor”  diyor.

 

* * *

 

Kıvrak,  “Yörük Obalarımız”  adlı kitabında       Yörükleri anlatıyor:
* “Araştırılırsa görülecektir ki Orman Bakanlığı kurulduğundan bugüne kadar ormanın olmadığı yerleri ağaçlandırması gerekirken ormanın gür olduğu yerlerde grev yapmış, ağaç dikmekten çok kesmiştir.
* Orman Bakanlığı, ormanları kendi elleriyle azaltmış; tahribatın sorumlusu olarak da Yörüklerin beslediği keçileri göstermiştir. Oysa, keçi orman yakmaz, ağaç kesmez, tarla açmaz, villa yapmaz, maden arıyorum diye ormanı yok etmez.
* Ülkemizin kuruluşundan beri, devletimizin külfetini çeken, yeterli hizmet alamayan, vergide ve askere gidecekken hatırlanan, dağda çobanlık yapan Yörük, bugünlerde zor durumdadır. Yörüğe bin yıldır yaşadığı, yaşattığı ormandan, ata yurdundan çık deniliyor. Oysa devlet, ormanı koruduğu için Yörüğe ’teşekkürlü tapu’ vermeli ve ’ormanı korumaya devam et’ demelidir.
* Yörük ormanı o kadar çok sever ki, orman yoksa kendisinin de keçisiyle birlikte yok olacağını bilir. Bu sebeple ağaç kesmez, odun etmeye gelenleri kovalar, kestirmez. Mevsimsiz avlanan avcılara da izin vermez, ormana zarar verenleri uzaklaştırır, yangını söndürür. Ağacı eşi gibi, evladı gibi hısım akrabası gibi dert ortağı olarak görür canı pahasına korur. Abdestini ağaç dibinde alır; ağaç sudan istifade etsin diye. Hayvanına suyu kovayla verirse, artanını ağacın dibine döker. O kadar sevgi doludur, yaşatma duygusu yüksektir, kendisini, keçisini, ormanını bir tutar. Ormandaki sulardan çeşmeler yapar; hayvanlar, kurtlar, kuşlar, yoldan gelip geçenler içsin, hayatını sürdürsün diye.
Yörüğü ise her yere süremezsiniz. O, yaşanacak yeri kendisi belirlemelidir.
* Yörükler neden keçi besler? Çünkü keçi özgürlüğüne düşkündür. Keçi yok edilirse, Yörüklerin özgürlük duygusu zayıflar, kolaycılık, üşengeçlik başlar, her şeyi kabullenmeye başlar insan; Yörükler de yok edilmiş olur.
* Yörükler, keçinin sütünden, derisinden, boynuzundan, kılından da faydalanır, yurt dediği çadırını keçi kılından yapar. Dağlarda keçinin nesli biterse türküler de biter. Türkünün yanında maniler, tekerlemeler, atasözleri, masallar, efsaneler de yok olur. Türkçe zarar görür.
* Keçi biterse, Yörük kadınının çula, kilime, heybeye, golana nakşettiği desenleri, aktardığı hayalleri de yok olur. 
* Kızılderililerin önce bizonlarını yok ettiler, sonra kendileri yok oldu! Bunu akla getirince gizli bir el karar vermiş de önce özgürlük anlayışını, sonra geleneklerini, ardından yaşama biçimini, folklorunu, edebiyatını yok ederek dağdan indirdikleri Yörükleri, sıradan, sessiz ve uysal bir kişiliğe mi dönüştürmek istiyor diye düşünmemek mümkün değil. 
*Atatürk, ’Arkadaşlar gidip Toros dağlarına bakınız; eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki, bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet bizi asla yenemez’demiştir.”

 

* * *

 


Atatürk’ün Yörüklerle ilgili bir sözü daha var:
“İnsanlık, eski Mısırlarıyla, Yunanistanlarıyla, Romalarıyla ve bunlar bütün bedii eserleriyle ayağa kalksa ve başlarında bugünün kendi verimleri olan bütün medeniyeti, musıkîleriyle, şiirleriyle, sanatlarıyla ve bütün eserleriyle gözümün önüne dikseler, dikilseler.., benim gözüm, benim duygum, benim sevgim, yine ıssız dağlar başında yanık kavalını üfleyen, yarım çarıklı Türk çobanındadır.”
Yörüklere ve keçilerine dokunmayın! Onlar Osmanlı’ya boyun eğmedi, zulme rıza göstermezler haberiniz olsun!

YENİCAĞ GAZETESİ  ARSLAN BULUT   http://www.yenicaggazetesi.com.tr/  alıntıdır.

 

 Kıl Keçisi sadece makilik alanlarda çalılarla beslenmektedir.Eğer idda edildiği gibi kara keçi ormanı yiyorsa aşağıdaki resimler bunun tam tersini söylüyor. 

Ormanlarımızın Yok Olmasının Başlıca Sebebleri

1-Orman Bakanlığının yanlış tıraşlama  kesimleri

2-Arazi mafyası

3-Yangınlar

4-Tarla açmalar

5-Kaçak kesimler

6-Kırkdokuz yıllığına ormanlık alanlarının birilerine peşkeş çekilerek kiraya verilmesi,ormanlık alanların tahrip edilerek tarla haline dönüştürülüp sözüm ona endüstrü ağaçları diktirilmesi.

7-Yayla ve sahilleredeki ormanlık alanlara yapılan villa kondular ve yapılaşmalar.

 

 Keçi ormanın düşmanı değil, koruyucusu!

Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Ortaş, son günlerde çıkan orman yangınlarının, ''ormanların günah keçisi ilan edilen keçilerin önemini ortaya çıkardığını'' savundu.
Yüksek yapılı bitkilerin kök biyolojisine yönelik araştırmaları bulunan Ortaş, yaptığı açıklamada, yaz sıcaklarıyla birlikte artan orman yangınlarının doğanın akciğerlerini yok ettiğini, resmi kaynakların, sadece bu yılın başından bu yana 642 orman yangını çıktığını bildirdiğini belirtti.
Orman yangınlarıyla birlikte keçi faktörünün yeniden ele alınması zorunluluğunun doğduğunu ifade eden Ortaş, son yıllarda ormanların adeta günah keçisi ilan edilen keçilerin aslında ''ormanların koruyucusu'' olduğunu ileri sürdü.
Ortaş, özellikle doğanın ve ekolojinin yasalarından birinin de keçinin ekosistemdeki yeri olduğunu belirterek, ''Akdeniz Bölgesi'nin orman yangınları bakımından diğer bölgelere göre daha az etkilendiği bilinmekteydi. Ancak, bu durum son yıllarda keçi varlığının bilinçli olarak azaltılmasıyla tam tersine dönmeye başladı'' dedi.
Genelde keçilerin orman için zararlı olduğunun düşünüldüğünü, günah keçisi ilan edildiğini, hatta bazılarının, ''soyu tükensin diye fetva da verdiğini'' anlatan Ortaş, bunun doğanın diyalektiğine aykırı olduğunu kaydetti.
Prof. Dr. Ortaş, şunları söyledi:
''Keçinin hep maki bitki örtüsüne sahip ormanlar üzerinde baskı unsuru olduğu söylenir. Bu nedenle ormanların genç fidanlarını yok ettiği iddia edilir. Evet ormanların genç fidanlarına zarar verdiği doğrudur, ancak keçilerin olduğu ortamda ormanların varlığını günümüze kadar sürdürdüğü de bir başka gerçektir.''
-DÜNYA BİLİM ÇEVRELERİ KABUL EDİYOR-
Prof. Dr. Ortaş, dünya bilim çevrelerinin önerdiği ve orman bakanlığının da kabul ettiği ''keçiler ormanların fahri dip temizleyicileri'' ifadesinin çok anlamlı olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
''Keçiler, ormandaki ağaçların diplerini otlardan temizleyerek, yangın çıkışını engelliyor. Keçilerin orman içinde yarattıkları seyreltme ve açtıkları patika yollar ise yangının büyümesine set oluşturuyor. Kemirgen ve selülozu yüksek bitkileri tercih eden keçiler ağaçlarına üst dallarına 1,5-2 metre kadar tırmanarak besinlerini sağlarken doğal olarak ağaçları budayarak yangından koruyor.''
Ortaş, keçinin olmaması durumunda ise otların geliştiğini ve yazın kuruyan otların mercek etkisi yapan cam kırıkları nedeniyle yangına davetiye çıkardığını belirterek şöyle devam etti:
''Gelinen noktada, Çevre ve Orman Bakanlığı keçi sayısını azaltmamalı, tam tersine artırmalı, orman köylüsüne destek çıkmalıdır. Doğal alanların kontrollü keçi otlatmasına açılması, bölge çiftçisi ve köylülerinin geçim kaynağı olabileceği gibi, sağlıklı süt ve beslenme için de yararlı olacaktır.
Keçiyi bilmeden düşman ilan etmeyelim, yararlı hayvanın hakkını verelim, yeniden ormana dönmesini sağlayalım. İnsan olarak tahrip ettiğimiz, yakıp yıktığımız doğamızın zararını keçiye yüklemekten vazgeçelim.''

Kaynak:stargazetesi

 

Kıl Keçisi Besicileri Orman Cezalarından Şikayetçi


09.02.2010- Denizli Koyun ve Keçi Üreticileri Birliği Başkanı Hasan Öner, Dünyada Organik Et Üretimi İçin Milyonlarca Dolar Harcanırken Yasak ve Cezaların Etkisiyle Türkiye'ye Has Dağlarda Beslenerek Yetişen Kıl Keçisi Varlığının Tehlikeye Girdiğini Söyledi. 
Haber Yayın Tarihi: 09.02.2010 17:37

 

09.02.2010- Denizli Koyun ve Keçi Üreticileri Birliği Başkanı Hasan Öner, dünyada organik et üretimi için milyonlarca dolar harcanırken yasak ve cezaların etkisiyle Türkiye'ye has dağlarda beslenerek yetişen kıl keçisi varlığının tehlikeye girdiğini söyledi.

Denizli'de kıl keçisi varlığının dört yılda 140 binden 85 bine düştüğünü vurgulayan Öner, "Bu keçinin eti, sütü ve kılı çok değerlidir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığımız, besiciliği gelişsin diye keçi başına 10 lira destek verirken Çevre ve Orman Müdürlüğü ekipleri ise beslemek yasak diye keçi başına 40 liradan başlayan cezalar kesiyor. 2000 yılında koyun ve keçi yetiştiricilerine Denizli'de 2 milyon 100 bin lira dağıtıldı. Bu yıl mart ayından itibaren de 3 milyon lira verilecek. Dört yılda Orman müdürlüğü ekiplerinin baskılarına dayanamayan 350 besici, 65 bine yakın keçisini satarak bu işi bıraktı. Dört yılda keçi üreticilerine kesilen cezanın miktarı 200 bin lirayı geçti. Özellikle Çal ve Çivril bölgesinde, orman sınırlarında ama içinde ağaç olmayan yerlerdeki keçilere de ceza kesiyorlar. Ne yapacağımızı şaşırmış durumdayız." dedi.

Geçmiş yıllarda uygulanan yanlışlıklar yüzünden Denizli'de yerli ineğin yok olduğunu ifade eden Birlik Başkanı Öner, "Şimdi de kıl keçisi aynı sonuçla karşı karşıyadır. Birlikte 2 bin 550 üyemiz vardı, 350'si ayrıldı, çünkü cezalardan bıktılar. Kıl keçileri, 15 yılın üstündeki ormanlara zarar vermez. Zaten biz de genç ormanlarda otlatmıyoruz. Bu cezalar, Türkiye'nin başka yerinde yok. Antalya ve Kahramanmaraş benim bildiğim yerler." şeklinde konuştu.

Koyun ve keçi yetiştiricilerinin rahat bırakılması ve desteklenmesi durumunda et sıkıntısının da ortadan kalkacağını savunan Hasan Öner, şunları söyledi: "Kurban Bayramı'nda hayvan bulmakta güçlük çekildi. Ülkemizde etin kilosu 15 lira olması gerekirken 25 liradan satılıyor. Bunu indirmek, küçükbaş besicilerini desteklemekle mümkün. Bizim hiç kimseye zararımız olmaz. Keçiler, ormanların içindeki yabani otları ve ağaç parçalarını yediği için bir yangında, alevlerin geniş alanlara yayılmasının önüne geçilebilir. Koyun keçi yetiştiriciliği aynı zamanda iyi bir istihdam kapısıdır." (CİHAN) 

Bir Köyün Ekonomik Kurtuluşu.

Çukur Köyü, Akdeniz İklim Kuşağının karakteristik özelliklerini taşıyan, % 80’ i ormanlarla kaplı, kuru tarım yapılabilen çok kısıtlı tarım arazisine sahip, kıl keçisi yetiştiriciliği ile geçinmeye çalışan, sürekli göç veren, fakir bir Anadolu köyüdür.


Rehabilitasyon çalışmalarıyla, otlatma alanlarının daralmış, tek geçim kaynağı olan hayvancılık zarar görmüş, ancak Köyün de içinde bulunduğu Eğlence-Körkün havzasında uygulanan Keçi Tasfiye Projesi ile köyde tarım ve hayvancılık desteklenmiştir

Köy halkı tarafından, başlangıçta olumsuz bakılan ve engellenmeye çalışılan defne alanlarının rehabilitasyonu sonucu; Çukur Köyü, bugün çevresinde imrenilen, ekonomik olarak gelişen ve daha da gelişecek potansiyele sahip örnek bir köy haline gelmiştir.

Adana Orman Bölge Müdürlüğü Web sitesinden özet alıntıdır.

Orman Bölge Müdürlüğü kendi web sitesinde Kıl Keçisini tasviye ettiğini ve Tasviye ye devam edeçeğini üzülerek okuduk.''keçi tasviye projesiyle tarım ve hayvancılık desteklenmiştir.''İfadesindeki çelişkiye bakın insanların yüzyıllık keçi yetiştiriçiliğini bitireçeksiniz,insanların keçilerini sattıraçaksınız,çoçukları annne sütü kalitesindeki Kıl Keçisi sütünden mahrum bırakaçaksınız,sonrada kalkıp hayvancılığı destekledinizden bahsedeceksiniz.Güldürmeyin insanı,2 defne çalısıylamı köylüleri kalkındırıyorsunuz ?Kıl Keçisinin soyunu kesmeye çalışıyorsunuz sonrada hayvancılık desteklenmiştir diye beyanat veriyorsunuz bu ne yaman bir çelişkidir ?

Köyden kente göçü yanlış Kıl Keçisi yok etme planınızın yol açtığını niçin görmüyorsunuz.O dağlarda tarım yapılamayaçağına göre,inek de beslenmeyeçeğine göre(inek beslemek için yem bitkisi ekecek tarla lazımdır) insanlar sırtında kamyonlara defne çalısı taşıyarak mı geçineçek ? Yanlış anlaşılmasın defne yetiştiriçiliğine bir diyeçeğimiz yok,yine defne yetiştirilsin ama kıl keçisini tasviye ederek değil.

Bir kez daha Orman Bakanlığını uyarıyoruz,Kıl Keçisi Tasviye Planınızı lütfen geri çekiniz.Yanlış Dünyada eşi benzeri olmayan uygulamanız yeteri kadar can yaktı,ocakları söndürdü.Artık yeter.Bu yanlışa dur deyin.Ormanlarımızı koruyacaksanız yanlış traşlama kesimlerinize bir son verin.Gercekten Ülkemizi ormanlaştırmak istiyorsanız Orman Bakanlığı'nı İçanadolu Bozkırlarına ağaç dikmeye davet ediyoruz.

 Veteriner Hekim Cengiz Torun

 

Ormanda site yapmak serbest, keçi yetiştirmek yasak!

Geçimini keçilerden sağlayan köylüler soruyor: Keçi mi ormana zararlı, ormana yapılan lüks siteler mi? 

Urla’da kıl keçisi yetiştirerek geçimini sağlayan köylüler, Orman Bölge Müdürlüğü’nün baskısı ile zor duruma düştü.

 


Keçilerin ormana zarar verdiğini söyleyerek üreticilere, sürülerinin tamamını satması yönünde baskı uygulayan müdürlük yetkilileri, sürülerin satılmaması halinde hayvan başına kademeli olarak ceza kesileceği tehdidinde bulundu.


Geçtiğimiz günlerde tek tek köyleri dolaşarak sürü sahiplerinin kimlik bilgilerini alan yetkililer, hayvan adetlerini de not ettiler.


Hiçbir meslekleri olmayan ve yıllardır babadan kalma sürüleri ile hayatlarını sürdüren köylüler, kendilerine alternatif olarak, koyun ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinin önerildiğini, ancak masrafı kaldıramayacakları için bunu yapmalarının mümkün olmadığını söylediler.


Hayvanlarını satmaları için kendilerine Kurban Bayramı’na kadar süre verilen köylüler, topluca Orman Bölge Müdürlüğü’ne giderek sorunlarını anlattılar, ancak kendilerine bir çözüm yolu gösterilmedi.


Keçilerin doğanın bir parçası olduğunu, yörelerinde bulunan çam ormanlarına bir zararlarının bulunmadığını iddia eden köylüler, “Orman şehirden korunmaz; biz yuvamızı, kendi evimizi herkesten fazla koruruz” dediler.


Köylüler ayrıca, orman alanlarının içine, tarım arazilerinin üzerine sürekli siteler yapıldığını dile getirdiler. Var olan çam ağaçlarının ormancılar tarafından, “Gençleştirme yapıyoruz” denilerek kökten kesildiğini anlatan keçi üreticileri, yıllardır yaşadıkları yerleri tanıyamaz hale geldiklerini ifade ettiler.


Köylüler çaresizlik içinde


Urla Ziraat Odası Başkanı Nurettin Kılınç, Urla Yarımadası’nda 20 bin dolayında kıl keçisi bulunduğunu belirterek, yüzlerce kişinin bu işten karnını doyurduğunu ifade etti. Sürülerini satmaları istenen üreticiye, karşılığında hiçbir destek sunulmadığını ifade eden Kılınç, çok sayıda üreticinin mağdur olacağını ve göç etmek zorunda kalacağını belirtti. Uygulanan baskı yüzünden bazı keçi sahiplerinin keçilerini ellerinden çıkarmaya başlaması nedeni ile keçi fiyatlarında da düşüş yaşanıyor. Üretici bu nedenle bir kez daha mağdur oluyor.


Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi ve Tarım Ekonomisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Tayfun Özkaya, keçinin ormana zarar vermesinin belirli düzenlemelerle engellenebileceğini belirterek, “Fidanların küçük olduğu bölgelere girmeleri yasaklanabilir. 2 adam boyunu geçince serbest bırakılabilir. Kontrollü yapılırsa keçilerin ormana yararı dokunur” dedi. Antalya’yı örnek gösteren Özkaya, “Orada muazzam sayıda keçi var. Burada Orman Bakanlığı’nın keçi düşmanlığı söz konusu. Ormanlar golf sahaları için yok ediliyor” dedi. (Urla/EVRENSEL)


Kanadı kırık kuş gibi


Urla eski pazaryerinde görüştüğümüz köylüler, kendilerinin Urla’ya bile sadece haftada bir alışveriş için indiklerini, bütün yaşamlarının dağlarda geçtiğini belirterek, sürülerinin ellerinden alınması durumunda şehre göç etmek zorunda kalacaklarını, ancak şehirde ‘kanadı kırık kuş’ misali yaşama imkanlarının olmayacağını belirttiler.


Tahir Kılkıl: Ben 75 yaşındayım. Biz kırk kişiyiz. Maaşımız yok. Neyle geçineceğiz? Yemin çuvalı ne kadar biliyor musunuz? Alın bizim malımızı köyümüzü de kaldırın. ‘Ormana girmeyin’ diyorlar, kendileri katliam yapıyorlar. Bize iş sahası açsınlar. Biz vergiden kaçmıyoruz. Bizden mera parası kesiliyor. 500 bin süt parası kesiliyor. Süt verirken vergimizi veriyoruz. Bende 10 nüfus var. ‘Ormana girmeyin’ diyorlar, kendileri basıyor tıraşlamayı. Çamı sıfıra vuruyorlar. Devlet kömür yaktırıyor.


Arif Öztürk: Sürülerimiz bizim ekmek teknemiz. Altı nüfusum var benim. Nasıl bir anda yok edilsin? Tarımla uğraşacak halimiz yok. Sığırı satsak yemciye borcu ödeyemeyiz. Daha önce benim vardı büyükbaş hayvan. Hayvanlarımı yemciye teslim ettim borç yüzünden.


Ormanı kendileri harap ediyor. 15-20 sene önce her köyde en az 15-20 kahya vardı. Şimdi 2-3 anca var. Kendi köyümüzde 6 kişiyiz. Daha önce 20’den fazlaydık, aynı ormanın içinde yaşıyorduk.


Özer Aslan: Biz dört erkek kardeş babamızın yanında bu sürüden geçimimizi sağlıyoruz. Sütü, gübresi var; koskoca bir sektör. 64 keçi üreticisi geçiniyor. Ama biz oğulları sayılmıyor. Biri sütünü alıyor, biri altını temizliyor. 25 kişi evin nüfusu bu keçiden ekmek bekliyor. Dağları kesiyorlar kendileri. Kaç tane site yaptılar. Dağlar olmazsa bizim işimiz bitti. Oğlak eti 7 milyon, dana eti 15 milyon. Tütün bitti, pamuk bitti, şekerpancarı bitti. Yağmur yağmıyor. Kuyularda su yok. Geçen yıl ormanlar kurudu. İnek besledik ama masrafını çıkaramadığımız için sattık. Büyük hayvancılar çıktı. Nasıl bakkalları bitirdiler, şimdi de çobanları bitiriyorlar.

Emine Uyar  basından  alıntıdır,

 

Kıl Keçisi Kesen İki Sevap Kazanır`

Bakan Eroğlu, "Kurban Bayramı`nda kıl keçisi kesenler, ormanları bu keçilerden kurtardıkları için de sevap kazanır." dedi. 

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, "Kurban Bayramı`nda kıl keçisi kesenler, ormanları bu keçilerden kurtardıkları için de sevap kazanır." dedi. Manisa İl Koordinasyon Kurulu toplantısına katılan Bakan Eroğlu, Belediye Başkanı Bülent Kar`a yaptığı ziyaret sırasında vatandaşların bayramda kıl keçisi kesmesini tavsiye etti. "Siz kurban olarak keçi mi alacaksınız?" sorusuna ise, "İsterdim ama bizim memlekette keçi yok. Bulursam alacağım." diye cevap verdi.


Çevre ve Orman Bakanı Eroğlu, Manisa gezisinde Başkan Kar`ı makamında ziyaret etti. Eroğlu, burada çöp depolama alanı, teleferik ve diğer projeler konusunda yardım ve destek sözü verdi. Valilikte basına kapalı yapılan İl Koordinasyon Kurulu toplantısını da değerlendiren Bakan Eroğlu, Manisalılara müjdeli haberler verdi. Eroğlu, Spil Millî Parkı`nın Manisa için ekoturizm veya millî park turizmine katkı sağlaması açısından güzel bir projeleri olduğunu belirterek, "Bunun ihalesi önümüzdeki yıl yapılacak. Bu arada Manisa Belediyemizin çok büyük projelerinden birisi de teleferiktir. Bunun çevre yapısına uygun ve estetik olmasını istiyoruz. Ayrıca taşkın koruma ve ağaçlandırma kampanya çerçevesinde yapılacak. Her ile de bir tabiat parkı yapmak amacıyla genelge hazırladık. 5 Haziran 2008 tarihinde burada da bir tabiat parkı hazır olacak. Dünya çapında bir kampanya başlattık ve Türkiye`de Trakya büyüklüğünde bir alanı ağaçlandırmış olacağız." şeklinde konuştu.


Turgutlu`daki nikel madeninin kapatılması ve çalışmalarının durdurulması için sivil toplum kuruluşları tarafından dilekçeler verilmesine ve konu hakkındaki çalışmalara da değinen Bakan Veysel Eroğlu, "Biz ilim adamıyız, her şeyi her yönüyle inceledikten sonra karar veririz. Dilekçe vermekle bu işler olmaz. Devletin prensipleri var. Akılla mantıkla hareket etmemiz lazım. Şunu ifade edeyim ki herhangi bir kişinin, herhangi bir grubun kararıyla bu iş ne iptal edilir ne de onaylanır. Çevreye zararı nedir, bertaraf edilebilir mi, sonra telafi edilir mi, Türkiye ve insanlarımız ne kazanacak, ne kaybedecek gibi sorular masaya yatırılır, sonra karar verilir." dedi.

MANİSA(CİHAN) alıntıdır.

 Sayın Orman Bakanın açıklamaları traji komik ve üzüntü veriçi,kıl keçisinin yetişkin ağaçları ve ormanı nasıl yediğini bilimsel gerekcelerle Türk Milletine açıklamasını bekliyoruz.

Sayın Bakan kesecek kıl keçisi bulamıyormuş,o keçiyi sizin yanlış ormancılık politikanız yok etti,o nedenle kurbanlık bulamıyorsunuz sayın Bakanım.Bir çok orman yangınında,Orman Bakanlığı yangınları söndürmede ve kontrol altına almada caresiz kalıyor.Acaba Sayın Bakanım bu yangınların söndürülemeyişi ormandan kovduğunuz keçiyle alakalı olmasın ? O zaman biz hatırlatalım ormanda otlayan keçiler örtü altı yaprak ve kuru otları yediğ için orman yangınlarına mani olur,çıkan yangınların boyu kısaldığı için,kontrolü kolay olmaktadır.

Sayın Bakanımız Veysel Eroğlu'na bakanlığınızın traşlama yıkım yöntemini sahada bir görmenizi tavsiye ediyoruz.Yüz yıllık balta girmemiş ormanların,motorlu testerelerle nasıl yerle bir edilip, ormanın dozerlerle sürülerek,biyolojik çeşitliliğin yok edildiğini,ormanlarımızın tarlaya dönüştürülüp yerine sıfırdan fidan dikilerek tekrar orman yapılmaya çalışılması sizce doğru mu Bakanım?

Keçiyle uğraşmak yerine Anadolu Bozkırlarını ağaçlandırın lütfen...

Cengiz Torun

Orman yangınları ve keçi düşmanlığı

Prof. Dr. İbrahim Ortaş

Yazın gelmesini çok severim, ancak orman yangınları çıkacak diye de hep endişelenirim. Bu yaz bir tarafta ülkenin yükselen sıcak gündemi, diğer taraftan artan küresel düzeydeki kuraklık ve sıcaklar ile birlikte çıkan orman yangınları da hepimizi üzmektedir.
Bir tarım bilimcisi ve ekoloji gönüllüsü olarak bu yangına duyarsız kalınmaması gerektiğini düşünüyorum.
2008 yılı içinde şu ana kadar 642 orman yangını meydan geldi ve bu yangınlardan 18 bin dekar orman alanı yanmıştır. Orman yangınlarının bir çok nedeni var. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi çoğunlukla yüzde 95 oranında insandan kaynaklandığı artık resmi ağızlardan duyurulmaktadır.

TEMA Vakfı orman yangınları ile mücadele için alınması gereken önlemleri şöyle sıralamaktadır
» Yangın Eylem Planı Hazırlanmalı,
» Bilinçlendirme Kampanyası Sürdürülmeli,
» Erken Uyarı Sistemi Geliştirilmeli,
» Erken Müdahale Yöntemleri Geliştirilmeli,
» Hava Söndürme Araç Sayısı Artırılmalı,
» Yanmayan Servi ve Akasya Gibi Ağaçların Dikimi de Önemli,
» Yangın Emniyet Yolları Açılmalı,
» Mesire Yerlerinin Yasaklanması Gündeme Gelmedir

Temelde insan faaliyetleri yanında, yanlış enerji hatlarının ormanlık alanlardan geçirilmesi de nedenler arasındadır. Şimdilik elektrik kablolarının geçirildiği alanlar temizleniyor. Doğrusu artık elektrik hatlarının yer altına taşınması bir çok yönden güven oluşturacaktır.
Orman yangın kuşaklarının oluşturulmaması, bunun için orman içinde belirli alanların oluşturulması ve yangının yayılmasının önlenmesi açısından önemlidir.

KEÇİLERİN YARARI

En önemlisi de orman diplerinin temizlenmemesidir. Orman diplerinin temizlenmemesi ve yapılan ihmaller yangınların hızla yayılmasına neden olmaktadır. Tabii bütün bunlar orman yönetimi açısından önemli stratejilerdir. Uzun zamandır yüksek yapılı bitkilerin kök biyolojisini çalıştığım için ağaca ve ormana ayrı bir ilgi duymaktayım. Tüm önlemlere rağmen doğanın kendi yöntemleri ve ekolojisine de dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle doğanın ve ekolojinin yasalarından biri de keçinin ekosistemdeki yeridir. Akdeniz bölgesinin orman yangınları bakımından diğer bölgelere göre daha az etkilendiği belirtilmektedir. Yangının nedenini tam olarak bilmiyoruz ancak Akdeniz bölgesinde meydana gelen yangınlar ile birlikte aklıma kıl keçilerinin varlığı gelir.
Orman yangınları söz konusu olduğunda konuyu bilen bilim insanları için hep akla keçiler gelir. Genelde keçiler orman için zararlıdır diye suçlu ilan edilir. Hatta bazıları için ormana zarar veriyor gerekçesiyle soyu tükensin diye fetva da verilmektedir. Ancak gerçeğin kendisi öyle değildir. Akdeniz maki bitki topluluğunun olduğu alanlarda belki daha eski olan tarihi kayıtlı bilgi ile MÖ 4000 yıllarından bu yana yaşadığını tahmin ettiğimiz Latincesi “Capra” İngilizceci “Ordinary Goat” olarak bilinen “kıl keçileri” doğanın bir parçası olarak varlıklarını günümüze kadar sürdüre gelmişlerdir. Bir yandan doğanın bir parçası olan keçilerin doğanın düşmanı ilan etmek doğanın diyalektiğine aykırıdır. Her türlü arazi koşullarına adapte olabilmesi ve manevra yeteneği yüksek olan kıl keçisi genelde düz ovada beslenmek yerine orman ve kayalık alanda beslenmeyi daha çok tercih etmektedir.

DOĞAYA SAYGI KEÇİYE SAYGI

Orman yangınları konusundaki en önemli yönetim, anlayışıma göre dip temizleme işlemidir. Bilindiği gibi keçinin otlandığı makilik Akdeniz ekosisteminde dip temizlemeden dolayı daha az yangın çıktığı da bilinen bir gerçektir.
Ülkemizde Akdeniz havzasında 100 milyon hektarlık alan kaplayan ve Akdeniz iklim tipinin ‘klimaks bitki örtüsü’ olan makiliklerin varlığını bugüne kadar taşımasında keçilerin varlığı da inkar edilemez. Keçinin hep maki bitki örtüsüne sahip ormanlar üzerinde baskı unsuru olduğu söylenir. Bu nedenle ormanların genç fidanlarını yok ettiği iddia edilir. Evet ormanların genç fidanlarına zarar verdiği doğrudur, ancak keçilerin olduğu ortamda ormanların varlığını günümüze kadar sürdürdüğü de bir başka geçektir. Ancak unutmamak gerekir ki orman yangınlarının neredeyse tamamına yakınının nedeni insan faktörü ve açılan alanların doğaya uygun olmayan baskı, yeni kesim, tarla açma ve kültür ormanı alanlarından kaynaklandığını belirtmek gerekir.

ORMANDA KEÇİ OTLATILMASI

Dünya bilim çevrelerinin önerdiği ve bizim orman bakanlığının da kabul ettiği “keçiler ormanların fahri dip temizleyicileri” ifadesi çok anlamlıdır. Keçilerin orman içinde yarattıkları seyreltme olayı ve açtıkları patika yollardan dolayı hem yangın çıkması ve yayılması engellenmiş olmakta hem de yangın çıkması olasılığında iç alanlara ulaşılmasında yarar sağlayan etkisi bulunmaktadır. Kemirgen ve selülozu yüksek bitkileri tercih eden keçiler makiliklerde bir tarafta dipte biriken otları temizlerken diğer taraftan ağaçları üst dallarını 1.5-2 m kadar tırmanarak besinlerini sağlarken doğal olarak ağaçları budayarak yangından korur. Keçinin olmaması durumunda diğer otlar gelişiyor ve yazın kuruyan otlar mercek etkisi yapan cam kırıkları nedeniyle yangına davetiye çıkarılmaktadır.
Özellikle makilikler arasında koridorlar açarak olası yangınları önlemeleri ormancılar tarafından benimsenmektedir. Keçilerin sürgünlerin olduğu dönemin dışında otlatılması bu konuda orman köylülerinin bilinçlendirilmesi ve ormanın sürdürülebilirliğinin sağlanması bakımından önemlidir. Özellikle vurgulanması gereken ‘kontrollü otlatma’ ve keçi yetiştiricilerinin bilinçlendirilmesi orman yangınlarının önlenmesi ve ormanların doğasına uygun korunması için yapılması yararlı bir işlemdir..

KEÇİ, EKOSİSTEM,YANGIN

Kaldı ki yangınlar çoğunlukla rantın yüksek olduğu müdahaleli alanlarda çıkıyor. Yeni veya yenilenen dikim alanları başta olmak üzere ekosistemin taşıyamayacağı ağaçlandırma alanlarında yangının çıktığını söylersek yanlış olmaz.
Maki bitki örtüsü kendi sürdürülebilirliği en yüksek olan bir bitki topluluğu olup yangın çıkması olasılığı daha az olan korumalı bir bitki örtüsüdür. Yarı kurak, uzun süren yaz sıcaklarının bulunduğu coğrafyalarda makinin kendini sürdürmesi başka türlü de açıklanamaz. Söz konusu alanlarda keçinin sistemden çekildiği durumlarda otsu türlerin çoğalması ile yangına hassas hale gelir ve alanların yangınla tahribatı artar. Nihayet bunun en açık örneği ülkemizin Akdeniz Bölgesinde Ege ve diğer bölgelere göre daha az yangın çıkmaktadır. Bu konuda ormancılar, toprak ve ekoloji bilimcilerinin ortak araştırma yapması çok yararlı olacaktır.

SORUN İNSAN KAYNAKLI

Son yıllarda doğal bitki örtüsüne ve binlerce yıllık adaptasyona rağmen bir üst Klimaks bitki örtüsünün sisteme alınması ile başlayan kültür ormancılığının toprak, besin ve su talebinin fazla olması nedeniyle hem başarılı olmamakta hem de yangına davetiye çıkarılmaktadır.
Bu bağlamda Orman Bakanlığına bağlı Ağaçlandırma Genel Müdürlüğünün konuyu yeniden dikkate alarak tek bitki yerine doğaya adapte olmuş bitki türleri zenginliğine dönmesi ve keçi ile maki bitki örtüsünün korunmalı duruma getirilmesi yararlı olacaktır. Bu bağlamda insanın doğaya müdahalesi durdurulmalıdır.
Doğayı kendi haline bırakırsan doğa daha başarılı bir denge içinde yaşamını sürdürecektir. Doğa günümüze kadar aslan ve kaplan gibi geviş getiren hayvanları yiyerek beslenen hayvanlarla dengeyi bozmadığı gibi ağaçların fidanlarını yiyen keçiler de tükenmedi. Doğa kendi dengesini kendisi kurmakta ve ihtiyacı kadarını tüketmektedir. Asıl sorunu gözü doymayan, bir anda binlercesini yok eden insanda aramak gerekir.
Doğanın yasalarının bilinmesi doğanın yönetilmesine büyük katkı sunulmasına yardımcı olacaktır. Bilmeden kulaktan dolma bilgiler ile yola çıkılması durumunda keçiler “günah keçisi” olurlar.
Orman Bakanlığının keçi sayısını azaltması değil tam terinse artırması, orman köylüsüne destek çıkması ve koruması önerilmedir. Doğal alanların kontrollü keçi otlatmasına açılması, bölge çiftçisi ve köylülerinin geçim kaynağı olabileceği gibi, sağlıklı süt ve beslenmesi için de yararlı olacaktır.
Keçiyi bilmeden düşman ilan etmeyelim, yararlı hayvanın hakkını verelim.
İnsan olarak tahrip ettiğimiz, yakıp yıktığımız doğamızın zararını keçiye yüklemekten vazgeçelim. Doğaya ve keçiye saygı, insana ve ormana saygıdan geçer. Keçi ile uğraşmaktan vaz geçelim insanımızı duyarlı ve bilinçli duruma getirecek süreçlere taşımanın yollarını arayalım.
Güzelim ülkemizin doğal kaynaklarını doğru tanıyalım, ekolojimizi iyi koruyalım, sürdürülebilirliğin ilkelerine değer verelim. Ülkemizin eğitimli insanlarının orman yangınları konusunda biraz daha duyarlı olması, çevresini başta sigara izmariti, şişe ve diğer mercek etkisi yaratacak materyalleri ormanlık alana atmamaları konusunda toplumun eğitilmesi ve uyarılması yararlı olacaktır. Hepimiz bu coğrafyanın her yönden yaşanılabilir olmasından sorumluyuz. Küçük çıkarlarımız için değil, güzel geleceğimiz için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirelim.


(*) Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü, Adana